Enflasyon bir ekonomideki malların, belli ağırlıklarla seçilerek bir sepet oluşturulması ve bu sepetin fiyatlarındaki toplam değişimin artışı olarak tanımlanıyor. Bu durumun tam tersine ise deflasyon diyoruz. Bahsi geçen sepetler TÜFE(Tüketici Fiyat Endeksi), ÜFE(Üretici Fiyat Endeksi), TEFE(Toptan Eşya Fiyat Endeksi) gibi sepetler olabiliyor. Son yıllarda genel olarak baz alınan sepet TÜFEdir.
Türkiye’de uzun zamandır yükselen enflasyonun görünümü aşağıdaki grafikte açıkla gözlenebiliyor.
Türkiye’de uzun zamandır yükselen enflasyonun görünümü aşağıdaki grafikte açıkla gözlenebiliyor.

Bugün itibariyle enflasyon(TÜFE) rakamları açıklandı ve %15.39 olarak bu grafikte yerini aldı. Bu yazıda artışı da hızlanan enflasyon rakamlarının zayıf TL, artan emtia ve gıda fiyatları gibi sebeplerini değil sıradan insanlar için ne anlama geldiğini basitçe irdelemeye çalışacağım.
Hemen hemen tüm ekonomilerde işçi maaşları sözleşmeyle belirlenir. Bu sözleşmelerin süresi ülkeden ülkeye hatta şirketten şirkete değişir; kimi üç yıllık yaparken kimi bu sözleşmeleri yıllık yapar. Bu sebepten ücretli çalışanların maaşı değişmez. Ama enflasyon artışında firmalar zam yapabilirler, bunu geçtiğimiz günlerde patates ve soğanda görmüştük. Firmalar, ya da daha basit dille satıcılar fiyatları ayarlarken, hanehalkı ya da alıcıların geliri sabit kalır. Hemen bir örnekle açıklayalım: Geçtiğimiz ay patatesin kilosu 4 lirayken 1600 lira maaş alan bir çalışan 400 kilo patates alabilirken, bu patatesin kilosu 6 liraya çıktığı zaman 266 kilo patates alabilmektedir. Buna reel ücret diyoruz. Çalışanın nominal yani görünen ücreti sabit kalırken, reel ücreti düşmüş oluyor. Yani artık nisbi olarak daha fakirsiniz de diyebiliriz.
Mikro anlamda insanların daha da fakirleşmesi anlamına gelen enflasyon makro anlamda çok daha büyük tehlikelere işaret etmektedir. Tasarruf oranlarını ve talep gibi değişkenleri düşürmesinden ötürü ekonomide darboğazların habercisi olarak görülür. Peki tasarruf oranı neden önemlidir? Çünkü bir ekonomi dışarıdan borç almadığı sürece yatırımlarını ancak tasarruflardan -ertelenmiş harcama da denilebilir- harcayarak yapılır. Siz ve sizin gibi birkaç kişi bankaya parasını yatırır, bir girişimci sizin paralarınızı borç alarak bununla bir iş kurar ve karının bir kısmıyla sizin borcunuzu öder. İşin bu kısmını aklımızda tutalım.
Türkiye gibi dışarıdan borçlanarak büyüyen ülkelerde sisteme birkaç değişken daha eklenmektedir. Dışarıdan belli yatırımcıları çekerek onların parasını bizim bankalarımıza yatırmalarını sağlarız, karşılığında onlara faiz veririz; tıpkı yerli tasarruf sahiplerine yukarıdaki paragrafta verdiğimiz gibi. Yabancı yatırımcının parasını bizim ülkemizdeki bankalara yatırması için parasının değer kazanması gerekmektedir ancak bu sadece nominal(görünür) faizle olmaz. Enflasyonun üstünde bir faiz vermeniz gerekmektedir ki bu yatırımcılar paralarını alıp gitmesinler. Basitçe formulize edersek:
reel faiz = Nominal faiz-enflasyon
reel faiz = Nominal faiz-enflasyon
Reel faizi gerçekten hesap edebilmek için bir değişkene daha ihtiyaç duyuyoruz: Döviz kuru. Yabancı yatırımcılar ülkemizde yatırım yapmak için paralarını bizim paramıza çevirirler. Yani TL’nin değeri düşerse onu da hesaplamaya katmak gerekiyor.
Reel Faiz= Nominal Faiz-Enflasyon-Döviz Kurundaki Artış
Reel Faiz= Nominal Faiz-Enflasyon-Döviz Kurundaki Artış
Her mal gibi paranın da bir fiyatı vardır, aldığımız borcun fiyatı, borcun kendisine faizi eklendiğinde ortaya çıkan değerdir. Yani ileride faiz oranlarının artacağını görüyor olacağız ve bu da yabancı yatırımcılardan aldığımız borcun giderek pahalılaşacağı anlamına geliyor. Bir girişimci, yatırımı ancak faizden fazla getiri sağlayacak bu yatırımı yapacaktır. Faizler bu haldeyken ise pek yatırım olmayacak, ekonomi daralacak gibi duruyor.
17/07/2018



